Terör Suçlarında Cezanın Kaçı Yatılır? Bir Hikâye Üzerinden Anlatılacak Gerçekler
Yine bir gece, kasvetli bir İstanbul sabahıydı. Halil, cezaevinin demir parmaklıklarından dışarıyı seyrederek, zamanın ne kadar yavaş geçtiğini fark ediyordu. Gecenin en derin saatlerinde, bir düşünce zihninde yankılandı: “Ne kadar sürem kaldı?” O, 12 yıl süren cezasının yalnızca birkaç yılını tamamlamıştı ama ruhu, her geçen gün daha fazla tükeniyordu. Terör suçlarından hüküm giymişti, ama ona kimse neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğretmemişti. Kimse ona “gerçek” bir yaşam sunmamıştı.
Bir gün, cezaevi psikoloğu Zeynep, Halil’i görüşmeye çağırmıştı. Zeynep, mesleğinin gereği olmasa bile, Halil’in gözlerindeki bu boşluğu görmekte zorlanıyordu. Yıllardır süren bir ikilem içinde sıkışmış olan bu adam, terör suçlarından ötürü yıllarca hapis yatacak ve sonunda bir gün dışarı çıkacak mıydı? Ya da hayatı, içinde sıkıştığı bu metal kafeste mi sona erecekti?
Zeynep, sorusunu dikkatlice sormuştu: “Halil, terör suçlarında cezanın kaçta kaçı yatılır, senin için bu nasıl bir yolculuk?”
Halil’in gözleri bir anlığına uzaklaştı. “Bunu kimseye anlatamam,” demişti, sesinde bir kırılma vardı. Fakat, Zeynep’in empatik yaklaşımı ve anlayışlı tavırları Halil’in duvarlarını yavaşça araladı. Zeynep, suçluyu yargılamadan, sadece dinleyerek, Halil’in hislerine ulaşmıştı. Şimdi Halil, bir suçludan çok, kaybolmuş bir adam gibi hissediyordu.
Zeynep’in bu yaklaşımı, Halil’in bir erkek olarak sahip olduğu çözüm odaklı yaklaşımının tam tersi bir yöne işaret ediyordu. Zeynep’in duygusal ve empatik tavrı, Halil’e bir insan olarak değer verdiğini hissettiriyordu. Bu, ona yeni bir perspektif kazandırmıştı. O an Halil, cezasını çekmek zorunda kalmanın ötesinde, dışarıya yeniden umutla bakmayı hayal etmeye başlamıştı. Ama bir sorusu vardı: “Gerçekten cezamı çekip özgürlüğüme kavuşacak mıyım?”
Terör Suçları ve Cezaevinde Yatılacak Süre: Gerçekten Adil Mi?
Türk Ceza Kanunu’na göre terör suçları, genellikle uzun süreli hapis cezaları gerektiren suçlardır. Ancak, cezaevlerinde uygulanan infaz sistemine göre, cezanın ne kadarının yatılacağı değişkenlik gösterebilir. Genelde, hükümlüler cezanın 2/3’ünü yatmak zorundadırlar, fakat bazı hallerde, özellikle davranışları iyi olan ve rehabilitasyon sürecinden geçen mahkûmlar, cezanın daha kısa bir kısmını çekebilirler.
Halil için, bu sadece sayılardan ibaret değildi. “Cezanın ne kadarını yatacağım?” sorusu, onun içinde bulunduğu karmaşık ruh halinin yansımasıydı. Cezaevine girdiği günden beri özgürlüğünü kaybetmişti. Ama artık, bu süre zarfında yalnızca dış dünyadan değil, kendisinden de uzaklaşmıştı.
Zeynep, Halil’i dinlerken bir yandan da ona rehberlik etmeye çalışıyordu. Zeynep’in yaklaşımı, sorular sorarak, Halil’in içinde bulunduğu durumda neyi değiştirebileceğini anlamaya yönelikti. Bu sorular bir çözüm arayışından çok, bir insanın içindeki karanlık yerleri bulma çabasıydı. “Halil, gerçekten neyi değiştirmen gerektiğini düşünüyor musun?” diye sormuştu.
Halil, terör suçları nedeniyle aldığı cezaların zamanla azalmasını, bir nevi “af” bekliyordu. Zeynep ise ona şunu hatırlatmıştı: “Af, senin içindeki değişimin sonucu değil. Sen, kendi içindeki savaşları kazandığında dış dünya da seni affedecek.”
Erkeklerin Çözüm Odaklı, Kadınların Empatik Yaklaşımı
Halil’in hayatında fark ettiği en büyük değişim, Zeynep’in empatik yaklaşımından kaynaklanıyordu. Erkeklerin çoğu, çözüm odaklı yaklaşmayı tercih ederken, Zeynep’in duygusal zekâsı ona farklı bir pencere açmıştı. Halil, terör suçlarından ceza alırken, her adımının hesaplarını yapmıştı. Zeynep ise, ona çözüm değil, anı yaşama, duygusal iyileşme ve bağışlama yolunu göstermişti. Bu, Halil’in ruhsal iyileşme yolculuğunda bir dönüm noktasıydı.
Terör suçlarından ceza alan birinin, cezanın ne kadarını yatacağını düşünmesi kadar normal bir şey yoktur. Ancak bu, sadece bir hukuki mesele değil, aynı zamanda duygusal ve psikolojik bir süreçtir. Zeynep’in empatik yaklaşımı, Halil’in yalnızca “ceza” kavramını değil, aynı zamanda kişisel dönüşümünü de ele almasını sağlamıştı.
Sonuç: Cezanın Yatılacak Kısmı ve İnsanın İçsel Değişimi
Halil’in cezası, hukuk sisteminin bir parçasıydı. Ancak, Zeynep’in empatik ve içten yaklaşımı, cezanın yalnızca bir kısmını yatmanın ötesinde, içsel bir yolculuğa çıkmasına yardımcı oldu. Gerçekten de, cezanın ne kadarının yatılacağına dair net bir matematiksel oran olsa da, insanın içsel dönüşümü de bir o kadar önemliydi.
Sizce cezanın ne kadarının yatılacağı, kişinin suçla yüzleşip yüzleşmediğine, içsel olarak nasıl bir dönüşüm geçirdiğine bağlı olmalı mı? Yoksa, sadece hukuki bir prosedür olarak mı değerlendirilmelidir? Yorumlarınızı bekliyorum.