Hikâyenin Anlatım Özellikleri Nelerdir?
Bir Kayseri Akşamı: Hikâyenin Beni Bulduğu An
Kayseri’nin o tipik akşamı… Hava biraz soğuk, ama henüz kışın tam anlamıyla kendini hissettirmediği zamanlar. Çalışma masamda, önümde bir defter ve birkaç kalem var. Birkaç gündür yazmak istediğim, ama bir türlü kelimeleri bir araya getiremediğim bir yazı var kafamda: Hikâyenin anlatım özellikleri nelerdir? Gerçekten de, bir hikâye anlatmanın özellikleri hakkında çok düşünüyorum. Bir taraftan da, bu konuda yazmaya karar verdiğimde hissettiklerim arasında hayal kırıklığı, heyecan ve bir parça da kaygı vardı. Çünkü hikâye anlatımı bana hep çok özel ve derin bir şey gibi gelmiştir. İnsan bir şeyi anlatırken, her sözcüğün duyguları nasıl etkileyebileceğini bilecek kadar duyarlı olmalı.
O an, düşüncelerim biraz dağınıktı. Kafamda çok fazla şey vardı. Kayseri’nin akşam sokakları, dışarıda sesler ve arabaların geçişi… Ama burada otururken hissettiğim tek şey, kelimelerin ağır yüküydü. Oysa bir hikâye anlatmanın yükü nedir? Bu yükü taşımak, bazen kendini başka bir dünyaya bırakmak gibidir. Bunu düşündükçe, kendi hayatımda bir hikâye arayışına çıkmaya başladım.
Hikâyenin Anlatım Özelliklerine Dair İlk İpucu
Bir hikâye anlatırken, doğal olarak bir yeri ya da zamanı belirlemek gerekir. Hikâyenin anlatım özellikleri arasında belki de en önemlisi, zamanın ve mekanın doğru seçilmesidir. Kayseri’nin merkezindeki eski sokaklarda dolaşırken, aklımda bir sahne canlanıyor: Çocukken en çok sevdiğim yerlerden biri olan, şehir merkezine yakın, taş döşemeleriyle ünlü o sokaklar… O eski taşlar bana hep bir şey anlatırdı. Ne zaman oradan geçsem, sanki zaman durmuş gibi hissederdim. O sokaklar, hayatın hızlı akışından bağımsız bir şekilde, geçmişin izlerini taşır.
Şimdi düşünüyorum da, bu sokaklar bir hikâyede nasıl anlatılabilir? İyi bir hikâye anlatıcısı, zaman ve mekânı o kadar iyi kullanmalıdır ki, okuyan kişi kendini o sokakta hissedebilsin. Mesela, Kayseri’de yaz akşamları çınar ağaçlarının altında beklerken, çimenlerin kokusunu alırken ya da tramvayların geçtiği o eskimiş caddede yürürken, o hissi sadece okuyucu değil, yazar da hissetmeli.
Zamanın doğru kullanılması, hikâye anlatımının en önemli özelliklerinden biridir. Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek… Bir hikâye, hepsini harmanlayarak, anın gücünü anlatabilir. Geçmişte yaşanan bir olayın bugünkü benliğimizi nasıl şekillendirdiğini anlatmak, aslında bir tür içsel yolculuk yapmaktır. Benim için de bu tür yolculuklar günlüklerimde hep yer bulur. Zamanı bir anlatıcı olarak kullanmak, çoğu zaman hayal kırıklığını ya da umutları daha anlamlı kılar.
Hikâyenin Anlatımında Karakterin Rolü
Hikâyenin anlatım özelliklerine dair bir başka önemli unsur da karakterin derinliği. Karakterler bir hikâyenin bel kemiğidir. İyi bir karakter yaratmak, sadece dış görünüşünü tarif etmekle bitmez. Hikâyenin içinde karakterlerin duygusal yolculuklarını, içsel çatışmalarını ve gelişimlerini de görmek gerekir.
Geçmişte, Kayseri’de bir arkadaşım vardı. Adı Ahmet’ti. Onunla bir gün eski sokaklardan geçerken birden gözleri dolmuştu. Tam olarak neden ağladığını anlamamıştım. Ama o an, Ahmet’in içindeki bir boşluğun dışarıya çıkma anıydı. İşte, o anı anlatırken aslında iki şey vardı: Bir yandan Kayseri’nin o soğuk akşamı, bir yandan Ahmet’in içindeki duygusal fırtına. Her karakter, anlatılan hikâyenin içinde başka bir dünyadır ve biz o dünyayı tüm detaylarıyla görmek isteriz.
Bir karakterin içsel yolculuğunu anlatmak, ona dair en küçük ayrıntıları paylaşmak, okuru o karakterin ruh haline sokar. Mesela, Ahmet’in gözlerindeki buğuyu anlattığımda, belki de hikâyedeki okur o duyguyu, o boşluğu tam anlamıyla hissedecekti. Bir karakterin derinliğini ve ruhunu yansıtabilmek, hikâyenin kalbini oluşturur.
Hikâye Anlatımında Gerilim ve Sürükleyicilik
Bazen bir hikâye, sadece bir karakterin yaşadığı duygusal bir yolculuğu anlatmakla sınırlı kalmaz. Gerilim de bir hikâyenin önemli bir parçası olabilir. Gerilim, okuyucunun merakını uyandırır, bir şeyin nasıl sonuçlanacağına dair bir beklenti oluşturur. Mesela, Kayseri’nin karanlık akşamlarında, bir sokakta yürürken birinin aniden arkamdan geldiğini duyduğumda yaşadığım o anı hatırlıyorum. Sadece birkaç saniye ama kalbim küt küt atmaya başlamıştı. İşte, bir hikâye anlatıcısı, böyle anları iyi kullanmalıdır.
Gerilim, sadece korku yaratmakla kalmaz, aynı zamanda hikâyenin temposunu da belirler. Bir anda hızlanır, sonra yavaşlar, bir anda kesilir ve bir anda başlar. İyi bir hikâye anlatıcısı, bu temposu çok iyi yönetir. İnsan, gerilim anında duygusal olarak bir şekilde boşalır, bekler ve sonunda rahatlar. Ya da sonu belirsiz bir şekilde bırakılır. O anı okumak, o duyguyu hissetmek, tam olarak gerilimli bir hikâyenin özüdür.
Hikâyenin Anlatımında Duygu ve Empati
Hikâyenin anlatım özelliklerinden belki de en önemlisi, duyguların aktarımıdır. Hikâyeyi sadece anlatmak değil, o duyguları yaşatabilmektir. İnsanlar bir hikâye okurken sadece olayları değil, o olayların içindeki duyguları da hissetmek ister. Eğer bir hikâye yalnızca kuru bir anlatıdan ibaretse, o zaman okur da o hikâyeye kayıtsız kalır.
Kayseri’de yürürken, bir köşede oturan yaşlı kadının bana baktığını fark ettim. O bakışın içinde yılların yorgunluğunun, belki de geçmişin derin izlerinin yansıması vardı. Şimdi, o kadının gözlerindeki duyguyu anlatmak, sadece kelimelerle mümkün değil. Okur, o duyguyu ancak hissederek anlayabilir. Ve işte bu da bir hikâyenin gücüdür: Duyguyu hissettirmek, o duyguyla okuyucuyu bağlamak.
Sonuç: Hikâye Anlatmanın Gücü
Sonuç olarak, bir hikâyeyi anlatmanın pek çok özelliği vardır. Zamanın, mekanın ve karakterin doğru kullanımı, gerilimin oluşturulması, duyguların aktarılması… Tüm bunlar, bir hikâyeyi güçlü kılan unsurlardır. Ancak, belki de en önemli şey, hikâyenin içinde kendi duygularımızı bulmamızdır.
Kayseri’nin o sokaklarında yürürken, belki de en büyük hikâyeyi kendi içimde yazıyorum. Çünkü her an, her duygu bir hikâye yaratır. Ve bir hikâyenin içinde kaybolmak, her zaman bana hayatın anlamını biraz daha derinlemesine anlamama yardımcı olmuştur.